Dilimize Güvenelim

322

Yüzyıllardır dilimizle bütünleşmiş Arapça ve Farsça sözcükler ve ekler atılarak yerine Fransızca, Latince gibi dillerden sözcükler ve ekler alınmış. Aitlik eki olan “i” takısının yerine Latince “sal/sel” ekinin getirildiği gibi… ‘Tıbbi’ yerine ‘tıpsal’, ‘ruhi’ yerine ‘ruhsal’, ‘dini’ yerine ‘dinsel’ yerleştirilmiş ve yozlaşma bu şekilde başlamış. Yavuz Bülent Bakiler bu durumu şu güzel sözüyle özetlemiş: “Türkçeyi sala koyup sele vermişler!” Aslında bu işi yapan güruhun amacı farklıdır: Bir nesli öz değerlerinden koparmak… Ne yazık ki kısmen de olsa başarmışlar. Neslimizin bağını manevi değerlerimizi işleyen eserlerden koparmışlar.

Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları adlı eserinde dilimizin güçlü bir dil olduğunu anlatırken şu örnekleri verir: Farsça “guşe” kelimesi Türkçede “köşe” olmuştur. “Merduban” sözcüğü “merdiven” olmuştur. “Matbah” sözcüğü de “mutfak” olmuştur. Gördüğünüz gibi güzel Türkçemiz bu sözcükleri kendine mâl etmiştir. Bunu için bu sözcükler Türkçeleşmiştir.

Yabancı sözcükler için güzel karşılıklar da bulunmuş. Örneğin; “computer” yerine “bilgisayar”sözcüğü  yaygın olarak kullanılıyor. “Buzdolabı” sözcüğü de böyledir. Ama “fax” yerine bulunan “belgegeçer” ne yazık ki bu kadar tutmamıştır. Bunun nedeni ise bu aracın çok yaygın kullanılmamasıdır herhalde… Faks, namı diğer belgegeçer denilen bu iletişim aracı kişisel evlere girmemiş, daha çok resmi dairelerde ve iş yerlerinde çok kullanılmış.

Dilin kendisine özgü bir bünyesi var. Bu bünye kimi sözcüklerle uyum sağlıyor kimileriyle sağlamıyor. Buna göre dilimizi yozlaştırmadan geliştirmeliyiz. Yukarıda bahsettiğimiz bazı kaygılardan dolayı dile bilinçsizce müdahale etmek ise dilde asıl yozlaştırmayı getiriyor. Örneğin; “çocuk” yerine  “chocuk” , “çilek” yerine “chilek”, “durak” yerine “durock” yazılması gibi… Bunu genellikle ticari kurumlar yapıyor. Şunu anlamıyorum: Bu dükkanlar ruhsat alırken belediyelerde bir Allah’ın kulu bu isimlere itiraz etmiyor mu? Bunun asıl suçlusu yetkililerdir. Türkçe isim kullanmayan dükkanlara ruhsat verilmeyebilir ve bu yasalaştırılabilir. Bu kanunu uygulayan ülkeler var, bunlardan biri de Japonya’dır.

Dil, kültür demektir. Dil, geçmişimize, özümüze bizi bağlayan sağlam bir köprüdür. Dilini kaybeden bir millet ne yazık ki birçok şeyini kaybetmeye mahkumdur. Onun için dilimizi doğru ve güzel kullanmaya özen gösterelim. Ortamın rüzgârına kapılıp yeni ama saçma söylemleri kesinlikle kullanmayalım. “Oha falan oldum, kanka, panpa” gibi söylemler kesinlikle bizim dilimize yakışmayan söylemlerdir.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here